Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2009 Cumartesi

Diş bakımında etkili 4 yöntem


Günde iki defa dişleri fırçalamak, diş ipi kullanmak, diş hekimine yapılan ziyaretler sağlıklı dişler için iyi bir başlangıç olabilir ama yeterli değildir. Bunların yanında sağlıklı beslenme, alkol ve sigara kullanımının da ağız ve diş sağlığımızı etkilediğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı bizi bu konuda aydınlatıyor.1. Yediklerimiz çok önemli; Bir ömür boyu sağlıklı dişlere sahip olmak için yediklerimizin de önemi azımsanamayacak kadar çoktur. Yedikleriniz tüm vücudunuzu ne kadar etkliyorsa aynı kural dişler içinde geçerlidir.* Kalsiyum İçeren Yiyecekler Tercih Edin; Fast food adı verilen aperatif yiyeceklerde az miktarda bulunan kalsiyum balık, süt, peynir gibi yiyecekeler de bol miktarda bulunmaktdır. Yiyecekler dışında güneşinde D vitamini kaynağı olduğunu belirten Diş Hekimi Kazandı özellikle bu aylarda güneşten bol bol yararlanarak vücudumuzun kalsiyum ihtiyacını biraz olsun karşılayabiliriz diyor. Yediklerimizin dişlerimiz üzerinde etkisi olduğunu belirten Kazandı sağlıklı beslenme alışkanlığının daha çocuk yaşlarda elde edildiğini bunun içinde çocuklarınızı bu duruma alıştırmanız gerektiğini söylüyor. * Şeker faktörü; Şeker tatlı bir besin maddesi olmasına rağmen dişlerimize olan etkisi hiç de tatlı değildir. Her yediğiniz ya da içtiğiniz şekerli besinden bir saat sonra dişleriniz asid saldırısına maruz kalır ki bu da zamanla dişler de çürüklere neden olur. Ancak sadece yenilen şeker değil içinde şeker bulunan kekler, kurabiyeler hatta ekmek bile diş çürüklerine neden olabilir. Bu durumdan daha az etkilenmek için şekerli şeylere karşı koymayı deneyin ya da şekerli bir şeyler yedikten sonra en azından ağınızı çalkalayın.* Asitli içecekler; Asitli içecekler ister şekerli ister şekersiz olsunlar dişleriniz için bir tehlikedirler. Bu tür içecekler zamanla diş hassasiyetine ya da çürüklere neden olabilirler. Bunu engellemek için ise bu tür içeceklerden mümkün olduğunca uzak durun, içtiğiniz zaman ise pipet kullanın.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Plates nedir?

Pilates tekniğine ismini veren Joseph Plates, 1880′de Düsseldorf’ta dünyaya geldi.Astım ve romatizmayla boğuşan ve çelimsiz bir çocuk olan Plates, genç yaşta kayak ve jimnastikle ilgilenerek vücudunu geliştirdi. 1912′de İngiltere’de sirk cambazı, boksör ve dedektiflere kendini koruma dersleri veren Plates, Birinci Dünya Savaşı döneminde düşman ilan edilerek Lancaster bölgesinde kampa alındı.Kampta hastabakıcılık yapan ve burada kendi tekniğini geliştiren Plates, burada askerlere tekniğini öğretti. İngiltere’de 1918′de pekçok kişinin ölümüne neden olan grip salgınından Plates’in kampındakiler etkilenmeyince uyguladığı teknik ön plana çıktı. Savaştan sonra Almanya’da metodunu geliştirmeye devam eden ve şehir polislerine öğreten Plates, 1926′da ABD’ye göç etti ve stüdyosunu açtı. Graham, Balanchine gibi ünlü dansçıların da öğrencileri arasında yer aldığı Pilates’in yöntemi giderek yaygınlaştı.21. yüzyılda hala gözde olan plates, Madonna, Hugh Grant, Britney Spears, Julia Roberts gibi ünlüler tarafından benimsendi. Güçlü bir vücut yaratmayı hedefleyen pilates, 30-40 temel hareketle tüm vücut için kondisyon sağlıyor.

Joseph Plates’in “kontroloji” adını verdiği metodu, zihin ve beden bütünlüğü öngören denge nefes ve hareket sistemlerinin bir sentezidir. Eklem ve kemikleri hayat boyu korumak için kas güçlendiren, esneten ve özellikle içsel karın kaslarının kuvvetlendirilmesi esasına dayanan bir sistemdir.Joseph Plates, egzersizlerini şöyle tanımlamıştı:

“Sadece üç derste farkı hissedecek, on derste farkı görecek ve 20 derste tamamen farklı bir vücuda sahip olacaksınız”.

Pilates egzersizlerinin amacı; karın ve sırt bölgelerini eşit oranda güçlendirip, vücudumuzun üst kısmında sağlam bir iskelet oluşturmaktır. Pilatese göre vücut merkezi, derindeki kaslarla bel kemiğine en yakın kaslardan oluşur. Klasik egzersizlerde zayıf kaslar zayıflama, güçlü kaslar güçlenme eğilimindedir. Bu da dengesiz adale yapısına, kronik bel ağrısı ve sakatlıklara yol açabilir. Pilates’te kas yapısı bir bütün haline getirilir. Kilo vermeseniz de ince görünürsünüz. Sakatlanmaları zorlaşır. Dayanıklılık artar, metabolizma hızlanır.Her 10 kişiden 8′i, yaşamının bir döneminde, iskelet ve kas sistemi sorununun etkisi altında kalıyor. Omurganın düzgün kullanılmadığı, vücut dengesinin bozuk olduğu oturuş şekilleri, duruş bozuklukları, yanlış oturuş pozisyonlarında uzun süre kalınması ve tekrarlanan hareketler; kaslarda gerilme, yorgunluk ve stres giderek ağrılı kas spazmlarına yol açıyor. Sonucunda kişilerde sırt ve boyun ağrıları şikayetleri ortaya çıkıyor.

Altı Plates Prensibi1. Konsantrasyon: Plates yaparken hareketlere yogunlaşmak bedenin uyum içinde nasıl çalıştığına ve hangi kasları kullanıp ve hangilerinin kullanılmadığına dikkat etmek gerekmektedir.2. Kontrol: Plates metodunda konrol için bedenin iyi dinlenmesi ve hareketlerin gösterildiği şekilde uygulanması olası sakatlıkların önlenmesi gerekir.3. Merkezleme: Plates metodun’da doğru hareket göbek, bel, ve kalça çevresidir. iç organları ve omurgayı yerinde tutan kas sistemlerini içerir. Merkezleme esnemeyi ve uzamayı sağlar.4. Akıcı Hareket: Hareket acele edilmeden her noktadan tek, tek geçerek ama aynı zamanda hiç duraksamayarak yapılmalıdır.5. Kesinlik: Hareket belirsizce değil tam yapılmalıdır. Hareketler birbiri ile koordineli olmalıdır.6. Nefes: Nefes alıp verme panik olmadan sırtın arkasına ve altına derin nefes alıp bütün nefesi tamayıyla dışarı üflemek yoluyla olmalıdır. Böylece yapılan nefes verme hareketinde kanımızı tamamen temizlemiş oluruz.

Modern Kadının Rehberi Olacak… Ebru Şallı, Her Gün Pilates Yapacak

Yayına başladığı ilk günden bu yana hep, farklı, özgün olanı izleyicileriyle buluşturan ve birbirinden renkli program yelpazesiyle ilgi odağı olan tv8, yine beğeniyle, merakla izlenecek, enerjik, dinamik bir kuşak programını ekranlarına getiriyor: EBRULİ…“Yaşamınıza sahip çıkın” sloganından hareket ederek renkli hayatın pencerelerini açacak olan programda, gündemdeki konular, sağlık ve spor alanındaki son gelişmeler, güzellik, estetik alanındaki doğal yöntemler, organik yaşamın sırları, kişisel gelişim için yapılması gerekenler, aile kavramı, çocukların dünyası, kadın erkek ilişkileri, alışveriş dünyası, ünlü konukların yaşam sırları ve hayata bakış açıları, hayatımızdaki ünlüler kısacası hayata dair her şey olacak.İş ve aile hayatı, sağlıklı yaşamı ve doğal güzelliği ile dikkatleri çeken, modern kadının ülkemizdeki önde gelen temsilcilerinden biri olan manken Ebru Şallı’nın sunacağı program, haftaiçi her gün canlı olarak yayınlanacak… Şallı, günümüzün spor trendi pilates’i düzenli olarak yapıp bilgiler verecek ve hanımların güne daha sağlıklı ve zinde başlamalarını sağlayacak… Ebruli, modern, çağdaş, yaşam kalitesini artırmaya çalışan tüm izleyicilerin buluşma noktası olacak…

19 Aralık 2008 Cuma

Klimaya Bağlı Solunum Yolu Hastalıkları

KLİMAYA BAĞLI SOLUNUM YOLU HASTALIKLARI LEJYONER HASTALIKLARI
Yaz günlerinin vazgeçilmez donanımı olan klimalara bağlı problemler iki ana başlık altında toplanır: Fiziksel ve rezervuar (depo) etkiler.

A.) FİZİKSEL ETKİLER
İnsan organizması ani ısı değişikliklerine karşı kendini çok iyi koruyamaz.Soğuk vücut direncini düşürür.Bu da fırsatçı bakterilerin aktif hale geçmesine yol açar.Ayrıca soğuk ve aşırı üfleme ,mukozada ödem ve kurumaya yol açan ''allerjik'' bir ortam yaratır. Bunun sonucunda başta sinüzit olmak üzere bademcik enfeksiyonları ve hatta akciğer hastalıkları kaçınılmaz olur. Özellikle araba klimaları , yüz felcine yol açabilir.Klimanın esintisi sinir kılıfını şişirir ,ödeme yol açar ve sinirde felç meydana getirir.

B.) REZERVUAR ( DEPO ) ETKİSİ
Son yıllarda kullanımı hızla artan klimaların temizliği her sene ciddi bir şekilde yapılmalıdır.Aksi takdirde klimaların filtre sistemlerinde uygun nem ve ısıda birtakım bakteriler birikir , çoğalırlar ve ortam havasına dağılırlar. Bu organizmalar akut allerjik zatürreye (akciğer dokusu iltihabı ) yol açabilir .Ateş,baş ve kas ağrısı,öksürük ,balgam ve nefes darlığı en önemli bulgulardır.Son yıllarda isminden sıklıkta bahsettiren'' Lejyoner hastalığı'' için ayrı bir parantez açmamız gerekir.Akciğer enfeksiyonlarının klima sistemi yoluyla ulaşan tipine '' Legionella pnömonisi ''hastalığı denir.Bu hastalık ilk kez 1976 yılında Amerika ' da lejyonerlerin katıldığı toplantıda görülmüştür.Yapılan çalışmalar bu hastalığın Legionella pneumophilia adındaki bakterinin toplantı salonundaki klimaların filtre sisteminde üreyip ortama dağılmasının neden olduğunu göstermiştir.Salgınlar genellikle otellerde ,büyük toplantı salonlarında ve hastanelerde meydana gelir.Bu işyerlerinde çalışanlarla , havalandırma işçileri ve sağlık personeli büyük risk altındadır.Lejyoner hastalığı insandan insana bulaşmaz. Akciğere ait şikayetler ön planda değildir.Yaygın kas ağrıları, baş ağrısı ,halsizlik , ateş ve huzursuzluk ilk belirtilerdir.Çok nadir konsantrasyon bozukluğu , ajitasyon ve koma gibi merkezi sinir sistemi bulguları görülür.Lejyoner hastalığını düşündüren tek ve önemli bulgu ilk günlerde ortaya çıkan kuru öksürükdür.Bu nedenle sıcak havalarda ateş ve kuru öksürük şikayetleri olan hastalar muhakkak doktora başvurmalıdırlar.

ÖNLEMLER
1.)Klimaların bakım ve temizliğinin her yıl ciddi ve düzenli olarak yapılması gerekir.
2.)Dış ortamdaki partikülleri ,toz, toprak gibi istenmeyen cisimleri tutan klima beslenmeyollarındaki bakterileri azaltan filtreler kullanılmalıdır.
3.)Birden çok soğuk ısılara inilmemelidir. 25 C olan ideal ısıya kademeli olarak geçilmelidir. Ortam sıcaklığının 4' er C düşülmesi uygundur.
4.)Çocukların , yaşlıların , kronik hastalıkları olanların klima kullanımına çok dikkatetmeleri gerekir.

Öpücük Hastalığı ( İnfeksiyöz – mononükleöz )

ÖPÜCÜK HASTALIĞI ( İnfeksiyöz – mononükleöz )
Son günlerin en güncel hastalıklarından biri olan öpücük hastalığı insandan insana ağız-boğaz salgıları ile damlacık enfeksiyonu şeklinde bulaşır.Öpüşme en sık bulaşma yoludur.Cinsel yolla bulaşma söz konusu değildir.Kan ve organ nakli ile bulaşma mümkündür. Her iki cinsde yılın her mevsiminde eşit sıklıkta görülür, çok ciddi salgınlar meydana getirmez. Öpücük hastalığı tip literatünde infeksiyöz -mononükleoz adıyla tanınır. Etken, % 80 – 90 vakada Epstein-Bar virüsüdür.

KLİNİK BELİRTİLER
Hastalığın kuluçka süresi erişkinlerde 30-50gün , çocuklarda 10-14 gündür. Mononükleoz -enfeksiyöz genellikle genç-erişkin çağ hastalığıdır.EBV infeksiyonları çocukluk çağından itibaren çok yaygın olarak görülür ama genellikle bu yaşlarda belirti vermeden geçer.Genç erişkinde , yüksek ateş,boğaz ağrısı, lenf bezlerinde şişme, halsizlik ,iştahsızlık , bulantı ,kusma, karın bölgesinde şişlik ve kas ağrıları ilk belirtilerdir.3-5 gün süren bu dönem sonrası özellikle öğleden sonra yükselen ve 40 C varan ateş, yutkunma zorluğuna neden olacak şiddette boğaz ağrısı ve lenf bezlerinde şişme ortaya çıkar. Bademciklerin aşırı şişmesi nadirde olsa nefes alıp verme zorluğu meydana getirir. Vakaların yarısında dalak, % 15 'inde karaciğerde büyüme görülür.Bu belirtiler bazen 2-3 hafta devam eder. Beslenme bozukluğuna bağlı aşırı kilo görülebilir.

TANI
Klasik olarak öpücük hastalığının tanısı kolaydır.Şüpheli vakalarda kan testleri tanı koymamıza yardımcı olur.Lökosit sayısı 2. hafta sonunda 12-18.000 ' i bulur.Bu artış genellikle lenfosit ve monositleri ilgilendirir.Kesin tanı Epstein-Barr virüsüne karşı oluşan antikorların ölçülmesiyle olur.Karaciğerinde büyüme olan hastaların karaciğer fonksiyon testleri 2-3 kat artabilir.

PROGNOZ TEDAVİ
Öpücük hastalığı viral bir enfeksiyon olduğu için spesifik tedavisi yoktur.2-3 haftada kendiliğinden iyileşir.En son halsizlik kaybolur. 2-3 hafta yatak istirahati ,boğaz ağrısı ve ateş için salisilat (aspirin) ve ılık suyla gargaraönerebileceğimiz destekleyici tedavidir. Nadir vakalarda kortizon tedavisi uygulanır.Kalıcı komplikasyon son derece azdır.Bu hastalığı geçirenlerde ömür boyu süren bağışıklık oluşur.
Opr.Dr. Yusuf Şener - (Kulak Burun Boğaz Uzmanı )

Sinüzit

SİNÜZİT
İnsanlar arasındaki iletişimin en etkili yolu konuşmadır. Duyma, konuşma ve lisan sözel iletişimin temel elemanlarıdır. Bu 3 elemandan herhangi birindeki aksama konuşma , bozukluğuna yol açabilir. Konuşma bozukluğu çocukların çevreleriyle ilişkilerini bozduğu gibi , çok ciddi psikolojik sorunlara da neden olabilir.

Sinüsler kafatasının ön bölümündeki boşluklar sistemidir.Sinüslerin yüz kemiklerine hafiflik verdiği ve netice olarak başta dengeyi sağladığı savunulur.Sinüslerin çıkış kanalları genellikle çok dardır.Bunlara ostium adı da verilir.

Nezle ya da grip gibi durumlarda ostiumları çevreleyen mukoza şişer ve çıkış kanalları tıkanır.Sinüslerin içine hava giremez,sinüs içindeki sıvılar dışarıya atılamaz.Sinüsler içinde kalan bu sıvılar bakteriyel bir enfeksiyon meydana getirirler.İşte bu hava dolu boşlukların içini örten mukoza tabakasının iltihaplanmasına sinüzit denir.

Lokalizasyonuna göre maksiler,etmoidal,frontal ya da sfenoidal sinüzitlerden bahsedilir.
Sinüzitleri Akut ve Kronik olarak ikiye ayırmak gerekir.

Akut Sinüzit
Mevsim değişikliği,alerjik reaksiyonlar,vücut direncinin düşmesi,banyo yapıp hemen sokağa çıkma nedeniyle özellkle kış aylarında grip ya da nezle oluruz.
Organizma bu durumu atlatamayabilir ve enfeksiyon sinüslere yayılır.İlk olarak ortaya çıkan ve tekrarlamayan bu duruma “Akut sinüzit” denir.

Bulgular Nelerdir?
*Göz çevresinde ödem ve yanak hizasında basmakla artan ağrı akut sinüzitin en tipik bulgusudur.
*Alın hizasında,göz çevresinde ve burnun iki yanında baş öne eğildiğinde şiddetlenen ağrı sık görülür.Krizler halinde seyreden bu ağrı gündüzleri tüm sosyal ve fiziksel aktivitemizi imkansız hale getirir.Geceleri uykusuzluğa götürebilecek şiddette olabilir.
*Burun tıkanıklığı,iltihaplı burun akıntısı,nadiren burun kanaması ve koku almada azalma diğer bulgulardır.*Zamanında tedavi edilmeyen vakalarda yüksek ateş görülür.

Nasıl Teşhis Edilir?
*Hemen her zaman gripal bir enfeksiyon sonrası ortaya çıkan akut sinüzitin teşhisi kolaydır.Aslında hiçbir ek tetkike gerek duyulmaz
*Ancak hangi sinüsün tutulduğunu ve bu sinüzitin tek terflı mı,çift taraflı mı olduğunu anlamak için normal sinüs grafileri istenir.

AKUT Sinüzitin Tedavisi
Öncelikle geniş spektrumlu antibiyotik ve bir antienflamatur verilir.Buğu yapmanın faydası vardır.Sinüslerin drenajını sağlamak mukoza ödemini çözücü ilaçlar ve burun damlaları verilir.
Sinüs fonksiyonu denilen sinüs muhtevasının aspire edime işlemi sadece yüksek ateş dayanılmaz baş ağrısı ile seyreden vakalarda uygulanır.Bu operasyon lokal ya da genel anestezi altında yapılır.İhmal edilmiş ya da gerektiği gibi tedavi edilmemiş “Akut sinüzitler”kolayca tekrarlayabilir.Yani kronikleşebilir.

Kronik Sinüzit
Kronik sinüzitler,KBB uzmanlarını oldukça sıkıntıya soktuğu gibi hastaları da fazlasıyla rahatsız eder.Hatta umutsuzluğa iter.
Sinüslerin normal çalışmasını sağlayan ostiumların ve hücrelerin tıkanıklığı nedeniyle meydana gelir.Bu durumlarda ,sinüslerin içinde,uzun süreli,sık tekrarlayan bir havalanma ve boşalma (temizleme)sorunu vardır.

Kronik Sinüzit Bulguları Nelerdir?
Hastalarda rastlanan en önemli bulgu,geceleri şiddeti artan burun tıkanıklığıdır.Bu yüzden hastalar hemen her muayenede burun mukozası için çok zararlı ve alışkanlık meydana getiren burun damlalarını uzun süredir kullandıklarını söylerler.

Göz çevresinde ve alın hizasında kuvvetli olmayan sinsi baş ağrısı vardır.

Geniz akıntısı da denen postnazal akıntı boğazda yanma,ağrı,gıcık hissi,ses kısıklığı ve öksürüğe neden olur.Bu enfeksiyonun aşağıya doğru yayıldığını gösterir.

Kronik Sinüzitlerde Teşhis Ve Tedavi
Klasik radyolojik tetkikler önemini kaybetmiştir.Günümüzde sinüs hastalıkları ile ilgili en güvenilir bilgiler bilgisayarlı sinüs tomografisi ile elde edilmektedir.Teşhise yardımcı olan ve uygulanırken hastaya acı vermeyen bir yöntemdir.

Teşhis edilen her kronik sinüzitle önce medikal(ilaç) tedavi denenmelidir.

Sinüs mukozası kemik üzerinden beslenir.Kemik kanlanması diğer yumuşak dokulara oranla daha zordur.Bu nedenle uzun süreli (10-15 gün) antibiyotik tedavisi uygulanır.

Buğu yapmanın,sinüslerdeki sıvıyı sulandıracak ve daha rahat atmasını sağlayacak ilaçların faydası vardır.

Böyle kombine bir tedaviden sonra hasta tekrar kontrol edilir. Hastanın şikayetleri geçmemişse ,burada endoskopik yöntemler ortaya çıkar.

İlk yapılacak,doktorlar için çok değerli ve çok önemli olan "DİAGNOSTİK "yani teşhis amaçlı endoskopidir.Böylece sinüzitin devam ettiğini ve bu duruma yol açabilecek anatomik değişiklikleri ortaya koyarlar.

Burun kemiği eğriliği ve burun etlerindeki büyüme sinüzit nedenlerinin başında gelir.
Alerjik reaksiyonlar ve diş enfeksiyonları mutlaka tedavi edilmelidir.

Düne kadar sinüs fizyolojisinin tam bilinmemesi ve sinüs anatomisinin tanınmamasından dolayı uzun yıllar boyunca kronik sinüzit tedavisinde çok başarılı olunamamıştır.

Halk arasında kesin tedavisi olmadığı söylenen kronik sinüzit artık “KADER DEĞİLDİR”.
Sinüs kanallarındaki ve burun boşluklarındaki daralma ve tıkanıklıklar günümüzde “ENDOSKOPİK YÖNTEMLE” ortadan kaldırılarak fizyolojiye uygun sinüs havalanması ve direnajı sağlanıyor,dolayısıyla kronik sinüzitin tedavisinde büyük başarı elde ediliyor.

Sağlam hiçbir dokuya zarar vermeden,sadece hastalığa neden olan lezyonlar çıkartılıp,hücreler temizlendiğinde FESS (Fonksiyonal Endoskopis Sinüs Cerrahisi)ile artık kronik sinüzit vakalarının %90 ına yakın tedavi edilebiliyor.

Eski yöntemler fizyolojik olmamalarından dolayı bütün önemini yitirmiştir.

Komplikasyonlar
Tedavi edilmeyen vakalar periorbital (göz çevresi) komplikasyonlar denilen bir risk taşır.Bu durum gözlerin şişmesine,tamamen kapanmasına ve görme bozukluklarına yol açabilir.Sinüslerin beyne yakın organlar olması nedeniyle beyin iltihaplarına kadar gidebilecek riskleri vardır.Bu tür ciddi sorunlarla karşılaşmamak için kronik sinüzitlerin mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

OPR.DR. YUSUF ŞENER(Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı)

Varis ve Korunma Yöntemleri (Yazılara Tıklayınca Büyüyor)














































Güneş ve Cildiniz

Güneş ışınları zararlı mıdır?
Güneş ışınlarının zararlarını bilmediğimiz dönemlerde bronz görünüm sağlıklı görünmenin bir parçasıydı.Güneş ışını bazı deri hastalıklarının tedavisinde kullanılabilir. Ancak aşırı güneş ışınının derinin erken yaşlanmasına ve deri kanserine yol açtığı kesindir.Güneşin görünmeyen UV A ve UV B ışınları bronzluk oluşturduğu gibi güneşe bağlı deri hasarlanması ve güneş yanıklarına yol açar. “Güvenli” güneş ışığı yoktur. Işınların su,kum,kar gibi yansıtıcılarla etkisi artabilir. Bulutlu havalarda dahi dünyaya ulaşır ve deri hasarı oluşturur.UV index’i UV yoğunluğunu gösteren bir parametredir, gelişmiş ülkede hava durumu ile birlikte bildirilir.

Güneşten nasıl korunmalıyız?
Güneşten korunmak erken yaşlanmayı ve deri kanserlerini önler. Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde (10 00-16 00 arası) güneşten korunmalıyız. Bir çok giysi UV ışınını emer veya yansıtır. Sıkı dokumalı açık renk pamuklu giysiler giyilmeli, güneş gözlüğü ve geniş siperlikli şapkalar kullanılmalıdır. Spor yapma veya iş nedeniyle güneş altında kalınmak zorundaysak en az 15 (SPF) faktörlü güneşten koruyucu kremler kullanılmalıdır.

Güneşten koruyucular nasıl olmalıdır?
Güneşten koruyucular ışını emici, yansıtıcı veya dağıtıcı olabilir. Losyon,merhem,jel,sprey,mum gibi değişik formları vardır. Hepsi (SPF) numarası ile (güneşten koruyucu faktör) sınıflandırılır. Faktör sayısı yükseldikçe koruyuculuk artar. Çoğunluğu sadece UV B ışınının yol açtığı güneş yanıklarını önlemeye yöneliktir. “Geniş spektrumlu” olarak adlandırılan bazı güneşten koruyucular ise hem UV A hem UV B ışınlarını bloke ederler. Bunlar deri kanserini ve erken yaşlanmayı önlemede daha etkilidirler.Güneş koruyucular güneşe çıkılmadan 20 dk önce sürülmelidir. Suya dayanıklı olanları dahi yüzme,terleme vs gibi aktiviteler oluyorsa iki saatte bir tekrar sürülmelidir.UV ışınları kum, su vs. ile yansıdığından güneş şemsiyeleri ve gölgelikler güneşten tam olarak koruyamazlar.

Güneşin olumsuz etkileri:
Güneş Yanığı: Saat 10-16 arası güneş ışınları daha güçlü olduğundan güneş yanığı oluşma riski daha yüksektir. Sıcaklığın arttığı günler ışınların da etkisi artar.Kış aylarında da güneşten korunmak gereklidir. Kar güneş ışınlarının % 80 ini yansıtır. Atmosfere daha yakın olduğundan dağda yapılan kış sporlarında yanık riski yüksektir.Aşırı güneş ışınına maruz kalındığında önce kızarıklık oluşur, 24 saatte en yüksek düzeye erişir. Ciddi yanıklarda deride hassasiyet,ağrı,şişme ve su toplama olur. Ateş, baş dönmesi, mide bulantısı eklenebilir. Ciddi yanıklarda ve ateş başlamışsa deri hastalıkları uzmanına başvurmanız gereklidir.Ağrı,ödem ve enfeksiyonları önlemek için ilaçlar verilecektir. Güneş yanığı yavaş iyileşir. Soğuk-ıslak kompresler,nemlendirici losyonlar rahatlama sağlar.

Bronzlaşma: 1950’li yıllardan sonra uzun yıllar boyunca bronzluk sağlıklı olmakla bir tutulmuştur. Aslında bronzluk deri hasarının belirtisidir. Bronzlaşma UV ışınından derinin kendisini koruyabilmesi için melanin denilen pigmentin daha fazla üretilmesi ile oluşur.Solaryumlarda yanık olmadan bronzluk verebilmek için sadece UV A ışını kullanıldığından doğal güneş ışınından da kötüdür.

Yaşlanma ve Kırışıklık:
Uzun yıllar dış ortamda çalışmış kişilerin derileri daha kalın ve kabadır, kırışıklıklar daha derindir. Güneş lntigo denilen yaşlılık lekelerine ve aktinit keratoz denilen derideki kabuklanmalara yol açar ki bunlar ileride kanser gelişme riski taşırlar. Kırışıklık oluşumu güneş ışını ile direk ilişkilidir. Sigara içimi ile artar.Yaşam boyu aldığımız toplam güneş ışınının çoğunluğunu yaşamın ilk 20 yılında alırız. Güneşe bağlı bu değişiklikler ise yıllar sonra oluşur. Bu nedenle çocukluk çağında güneşten korunmak çok önemlidir.

Deri Kanserleri:
Deri kanserlerinin % 902ı aşırı güneşe maruz kalmış bölgelerde oluşur. Yüz, botun,kulak el ve kollarda en sık görülür. Üç tip deri kanseri vardır:Bazal hücreli deri kanseri: Genellikle yüz,kulak veya burunda kırmızı,beyaz,pembe kabarıklık şeklinde başlar. Üzeri kabuklu,pullu olabilir, iyileşmeyen bir yara olabilir. Erken tanı konulursa çok kolay tedavi edilir. Gecikmiş olgularda dahi vücut içinde yayılım beklenmez.
Squamöz hücreli kanser: Pullu kabarıklık olarak başlar, siğil gibi üzeri pürtüklü olabilir, hızlı büyür. Erken tanı konulup tedavi edilirse %100'e yakın iyileşir. Çok nadiren gecikmiş olgularda öldürücü olabilir.

Melanom: En tehlikeli deri kanseri türüdür. Düzensiz kenarlı koyu kahve,siyah renkli leke şeklinde başlar. Kırmızı, mavi, beyaz renkler eklenebilir. Vücudun herhangi bir yerinde çıkabilir. Geç tanı konulduğunda vücudun diğer organlarına yayılarak öldürücüdür.

Alerjik reaksiyonlar: Bazı kişiler güneşe çok az çıksalar dahi kaşıntı,kabarıklık,kızarıklık gibi belirtiler oraya çıkar. Güneş alerjileri beraber alınan ve sürülen ilaçlara, kozmetik, parfüm veya bıtkisel ürünlere bağlı olabilir. Doğum kontrol ilaçları, bazı antibiotikler, kan basıncını düşüren ilaçlar,depresyon ilaçları, antiromatizmal ağrı kesiciler güneşle beraber döküntüye yol açabilir.
Uzm. Dr. Mine Utku Maden

vitiligo rahatsızlığı ve tedavisi

VİTİLİGO
Vitiligo deride renk kaybına uğramış beyaz plaklarla seyreden kronik, genelde ilerleyici kozmetik problem oluşturan bir deri hastalığıdır.

Vitiligo deride renk kaybına uğramış beyaz plaklarla seyreden kronik, genelde ilerleyici kozmetik problem oluşturan bir deri hastalığıdır.Vitiligo alanlarında deri beyaz görünürken çevresindeki bölgeler normal renktedir ve bu bölgelerde cilde rengini veren melanositlerdeki hasar nedeniyle tüyler ve kıllardada beyazlık görülür.Renk kaybı olan bölgeler çeşitli büyüklüklerde ve değişik sınır yapıları içerebilirler.Kimi zaman bir nokta kadar küçükken,kimi zaman el ayası kadar büyük ve hatta tüm deriyi etkilemiş olabilir.

En sık etkilenen bölgeler ise yüz, dudak, boyun, göğüs, penis, diz, dirsek ve el sırtlarıdır. Beyaz bölgeler ultraviyole ışınına karşı hassas olurlar.Güneş yanıklarından, darbelerden sonra yeni vitiligo bölgeleri gelişebilir.Vitiligo birçok hastalıklarla (diabet, anemi, kanser, tiroit bezi hastalıkları.......) beraber görülebilir.

Görülme sıklığı toplumda %1-2 arasındadır.Vücudda görülen her beyaz leke vitiligo anlamına gelmez ayrımın yapılması uzman doktor muayenesini ve wood lambası diye adlandırılan özel bir ışık muayenesini gerektirir.

Kuruluğa bağlı lekeler, mantar lekeleri, egzema bölgeleri vitiligo ile karışabilir. Bu hastalık, otoimmun kökenli olup vücuddaki renk yapan hücrelere karşı vücudun yıkıcı hücrelerinin aktive olmasıyla başlar.

Ailede bulunması, kişide görülme ihtimalini artırabilir ve özellikle vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı stres, ameliyat, hastalık dönemlerinde vitiligonun başlaması ve artması daha olasıdır. Vitiligo bazen çıktığı bölgelerde sınırlı kalırken bazen ise yayılmaya ve hatta yeni bölgelerde gelişmeye yönelir.

Tedavi:
Bu kronik hastalık mutlak olarak doktor tarafından takip gerektirir. Öncelikle hastanın yanlışları yapmayarak hastalığın artışına katkıda bulunmaması amaçlanır. Güneşe çıkış saatleri hastaların kontrol altına alınır.15 faktör üstü bir koruyucu hastaya önerilir.Güneşte aşırı kalmanın doğuracağı sonuçlar hakkında kişiler bilgilendirilir.

Lokal olarak uygun birtakım kremler kısıtlı bölgede vitiligosu olan hastalarda başlanabilir ve %40-50 etki sağlanabilir. Deriye uygulanan punch greftle ise bir bölgeden alınan sağlıklı derinin beyaz plaklara ekimi prensibine dayanıp, her zaman başarılı sonuçlar vermemektedir.

Vitiligonun en etkili tedavisi dünyada ve ülkemizde Alman Hastanesi ve birkaç hastanede uygulayabildiğimiz PUVA IŞINI tedavisidir.UVA (320-400nm) dalga boyundaki ışınlar kısa tedavi aralıklarıyla özel kabinlerde cilde verilir.Haftada 2-3 seanslık düzenli uygulamalarla oldukça başarılı sonuçlar elde edilmektedir.Bu tedavi sırasında cilt üzerinde önce kırmızılık daha sonra kahverengi lekelenmeler ile başlayan rengin geri dönüşü görülmektedir.%70 hastada olumlu sonuca yani rengin geriye dönüp beyazlıkların kaybolduğu görülmektedir. Özellikle yüz ve boyun gibi estetik bölgelerdeki olumlu yanıtlar daha hızlı ve umut vericidir.
Uzm. Dr. Ayşe Özboya-Dermatoloji Uzmanı

Kolesterol

Kolesterol

Kolesterol, tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağdır. Kolesterol vücutta hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılır.


Kolesterol Nedir?
Kolesterol, tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağdır. Kolesterol vücutta hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılır. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara, fazla kilolar, yaş ve kalıtsal faktörler yüksek kolesterol seviyelerine sebep olabilir. Yüksek kolesterol seviyeleri, kan damarlarının zamanla tıkanıp daralmasına yol açabilir. Bu birikim çok yavaş gerçekleşir. Kan damarları daraldıkça, kalbe giden kan azalır. Kalbe giden kanın sınırlandırılması, göğüs ağrısına (anjin) yol açabilir. Kalbe giden kanın büyük ölçüde azalması veya tamamen durması ise kalp krizi ile sonuçlanabilir.

İyi Kolesterol ve Kötü Kolesterol
Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir. Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Bu lipoproteinlerin çeşitleri vardır.

· Düşük yoğunluklu lipoproteinler (Low-Density Lipoproteins = LDL): Kan kolesterolünün yaklaşık olarak %70'ini taşımaktadırlar. Kan damarları duvarlarına girebilmek için yeterince küçüktürler ve damarlara zarar verirler. Kötü kolesterol olarak da adlandırılırlar.

· Yüksek yoğunluklu lipoproteinler (High-Density Lipoproteins = HDL): Vücudun kullanamadığı yağı karaciğerden safraya boşaltmak üzere taşır. Kolesterolün bir cins ters naklini yaptığı için iyi kolesterol olarak adlandırılır.

Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa, kolesterol akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum... gibi maddelerle beraber kan damarlarının duvarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (ateroskleroz) yol açar. Halk arasında bu olay, damar sertliği ya da damar kireçlenmesi olarak bilinmektedir.

Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması yüksek risk oluşturmaktadır. Ayrıca HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip kişilerde, kalp krizi, felç, damar tıkanıklığı, böbrek yetersizliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artmaktadır.

20 yaşın üzerindeki kişilerde, kan kolesterol düzeylerinin 200 mg/dl'nin altında olması, kan LDL-kolesterol düzeylerinin 130 mg/dl'nin altında olması ve kan HDL-kolesterol düzeylerinin de 40 mg/dl'nin üzerinde olması istenilen değerlerdir. Kolesterol > 200 mg/dl ya da LDL-kolesterol > 130 mg/dl ya da HDL-kolesterol < 40 mg/dl ise kalp damar hastalıkları RİSKİ FAZLADIR. İyi kolesterol olan HDL-kolesterol'ün düzeylerindeki artış bu riski azaltmaktadır.

Kanda kolesterolün yüksek olması, yağ metabolizması bozukluğunun olduğunu gösterir. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken işlem, kan alınarak öncelikle total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol ve trigliserid düzeylerinin ölçülmesidir.

Kolesterol Neden Artar?
Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları değiştirilebilir niteliktedir.

Kolesterol düzeyini etkileyen faktörler:
· Kalıtımsal faktörler · Yediğimiz gıdalar · Şişmanlık · Yaşam tarzı · Yaş · Diyabet · Yüksek tansiyon · Bazı böbrek ve tiroid hastalıkları · Sigara · Stres gibi faktörler kolesterolü ve kötü kolesterolü (LDL-kolesterol) yükseltir.

Genler: Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyküsü varsa koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.

Yağlı yiyecekler: Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur. Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok doymuş yağ ve kolesterol emer.

Aşırı kilo: Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir.

Hareketsiz yaşam tarzı:Fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direkt ilişki olduğunu göstermektedir. Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL-kolesterol düşük, LDL-kolesterol ise yüksektir. Düzenli olarak egzersiz yapmak iyi kolesterolü artırmaktadır.

Yaşlanma: Yaşın artmasıyla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL-kolesterol düzeyleri görülme sıklığı artar. Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.
Uzun Süreli Hastalıklar: Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.(Diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidi )

Sigara: Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin damar duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL-kolesterol miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır.

Stres: Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.İşadamları gibi Stres altındaki insanların kendilerini, yiyecek, alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettikleri tahmin edilmektedir; bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediği düşünülmektedir.

Tedavi Prensipleri
Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak gösterilmiştir. Kolesterol yüksekliğine ilaveten şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisi de planlanmalıdır.

Tedavi iki aşamada gerçekleştirilir:
1. İlaçsız tedavi
2. İlaç tedavisi
Her hasta için farklı tedavi uygulanabilir. İlaçsız tedaviler kesinlikle ihmal edilmemeli ve özenle sürdürülmelidir. İlaç tedavisi, kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır.

1. İlaçsız tedaviler alışılmış yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da düşünülebilir.
Sağlıklı beslenme yoluyla kolesterol düzeyinizle başa çıkmanız mümkün. Sağlıklı beslenmenin en önemli kurallarından biri düşük miktarda doymuş yağ tüketimidir. Doymuş yağların yerini, tekli veya çoklu doymamış yağların alması gerekir. Aynı zamanda, bitki sterolleri veya stanol içeren margarin ve diğer yiyecekler de, kolesterolü düşürmede yardımcı olur. Bunun yanında, kilo verme, düzenli fiziksel aktivite ve sigarayı bırakma gibi yaşam biçimi değişiklikleri de kolesterolü düşürmede yardımcı olur. Kolesterolü düşürmek için yararlı olabilecek aşağıdaki önerileri okuyunuz. Unutmayın - herşeyi birden değiştirmeye kalkmayın, değişimler teker teker yapıldığında ortaya mükemmel sonuçlar çıkacaktır!

YARARLI ÖNERİLER
Sağlıklı Beslenme Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. Alabildiğiniz en ince et dilimlerini satın alın.
Etten gözle görülebilen tüm yağları, ve tavuğun derisini ayırın.
Daha az hazır bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.
Çoklu veya tekli doymamış yağlar açısından zengin yağ ve margarinleri tercih edin.
Yemek pişirirken katı yağlar yerine ayçiçek yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağlar kullanın.

Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz.
Bitki sterolleri açısından zengin yağları tercih edin.
Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt, ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.
Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalya, ton - konserve şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin.
Bol bol meyve, sebze ve baklagil tüketin (mercimek ve fasulye gibi).
Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kase meyve salatası, veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir.
Makarna, pirinç, ekmek, buğday, patates ve mısır gevreğinden oluşan nişastalı yiyecekleri, öğünlerinizde düzenli olarak tüketin.
Tam buğday ekmek gibi işlenmemiş karbonhidratları tercih etmeye özen gösterin.
Alkolü çok kaçırmayın, ölçülü tüketin. Bu ölçü, kadınlarda günde bir birim (birime linkle), erkeklerde ise iki birimi (birime linkle) geçmemelidir.
Diğer Yaşam Biçimi Faktörleri Sigarayı bırakın.
Fazla kiloluysanız, kilo verin.
Hareketlenin. Her gün 30 dakikalık fiziksel aktiviteyi hedefleyin (bu süreç, üç adet 10'ar dakikalık seanslardan oluşabilir). Tempolu yürüyüş ideal olacaktır. Stresinizle başa çıkmayı ve rahatlamayı öğrenin.

2. İlaç tedavisinde kullanılan ilaçlar, yağ metabolizmasındaki bozuklukların düzenlenmesi amacıyla geliştirilmişlerdir. ·
Statinler: Kolesterol düşürücü tedavide uzun yıllar boyunca yapılmış çalışmalarla etkinlik ve güvenliliklerini kanıtlamış statinler çok yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Kötü kolesterolü düşürmenin ve iyi kolesterolü artırmanın yanı sıra bu ilaçlar, yüksek kolesterol düzeyleri ile ilişkili kardiyovasküler olayları da azaltmaktadırlar.
UZM. DR. JAN KLOD KAYUKA

17 Aralık 2008 Çarşamba

Ay ay bebek gelişimi



1.AY


Bebeğiniz birinci ayını genelde uyuyarak geçirecektir, ancak bu onun hiçbir şey yapmadığı anlamına da gelmez. Kafasını kısa bir süre tutabilir. Size veya sesinize tepki verebilir. Değişik seslere tepki verebilir.
Nesneleri kısa süre takip edebilir. Ancak bebeğinizin görmesinin tam olmadığını bilin. Bazı bebekler başlarını uzunca bir süre bile tutabilir. "Aguu" gibi sesler çıkarabilirler. İlk aylarında bebekler ziyaretçi akınına uğrar. Bebeğinizi kimseyle görüştürmemek, evden dışarı hiç çıkarmamak gibi uygulamalara gerek yoktur.
Ancak ziyarete gelenleri bebeğin öpülmemesi konusunda uyarın. Sürekli çekilen fotoğraflar, flaşlar nedeniyle gözlerini rahatsız edebilir. Bunun dışında, el yıkamanın önemini ziyaretçilerinize de anlatın ve dışarıdan gelen herkesten, bebeği kucaklarına alacaklarsa ellerini yıkamasını rica edin. Mümkünse, bebeğin az sayıda kişinin kucağına gitmesi iyidir.
Bunun dışında, hava uygun olduğunda giyimine dikkat ederek dışarı çıkarmanızda sakınca yoktur. Ancak kalabalık ve kapalı mekânları tercih etmeyin.




2.AY
İşte bebeğiniz size gülüyor. Bu, çocuğunuz tarafından gönderilen bir armağan.
İkinci ayın içindeki bebeğin nesneleri takip mesafesi daha da artmıştır. Karnının üzerindeyken kafasını kaldırabilir. Çıngırak gibi değişik seslere yanıt verir. Annesini ve sık gördüğü insanları tanımaya başlar. Bazı bebekler nesnelere uzanabilir. Uyanık kalma süresi artmıştır. Bu ay, bebeğinizin aşı ayıdır. Aşı sonrasında bazı bebeklerde ateş ve hafif bir halsizlik hali görülebilir. Doktorunuzla, aşı sonrası oluşabilecek reaksiyonlar ve neler yapılması gerektiği konusunda konuşun.




3.AY
Karnının üzerinde yatarken kafasını kaldırabilir. Çıkardığı sesler çeşitlenmiştir. Gülücükler artar. Bir yanına dönebilir. Nesneleri uzun süre takip edebilir. İki elini kavuşturabilir. Özellikle annesinin sesine doğru dönebilir.
Çalışmaya başlayan annelerin sütleri yorgunluk, süt sağmama gibi nedenlerle azalabilir. Sütünüzü düzenli olarak sağarak ve mümkün olduğunca emzirmeye devam ederek sütünüzün azalmasını engelleyebilirsiniz. Sağdığınız sütleri, siz işteyken bebeğe bakan kişi verebilir. Bu ayda aşı yoktur. Sadece bebeğin gelişimi kontrol edilebilir.




4.AY
Bebek yüksek sesle gülmeye başlar. Başını tutar. Yuvarlanabilir. Bazı nesnelere ulaşarak eline almaya çalışır. Küçük nesnelere dikkat eder. Ellerinden tutup kendinize doğru çekerseniz, başını tutabilir. Agucuklar iyice artmıştır.
İkinci dönem aşıları bu ayda yapılacaktır. Eğer ilk aşılarda sorunlar yaşandıysa, doktorunuza bunları anlatın. D vitaminin yanında bebeklere flor verilmesine bu ayda başlanabilir; bazen daha geç başlanır. Artık oyuncaklarla da ilgilenmeye başlamıştır. Bazı bebekler, oyuncakları alınınca itiraz edebilir.



5.AY
Bu ay, bebeğiniz için artık bir dönüm noktasıdır. Çünkü bebeğiniz yavaş yavaş katı gıdalara geçecektir. Oturma konusunda da ilerleme kaydediyordur. Başını dik tutabilmektedir. Göğsünü yerden kaldırabilir, yuvarlanabilir.
Bebeğinizi şimdiye kadar yatakta iç huzuru ile yalnız başına yatırdıysanız, artık dikkat etmeye başlayın. Bir gün bir de bakmışsınız ki bebek dönüyor. Artık çıngırakla oynamaya başlayabilir. Sosyal ilişkileri biraz daha gelişmiştir. Çağrıldığında bakabilir.



6.AY


Bebeğiniz ne kadar hızlı büyüyor değil mi? Daha dün küçücüktü. Çekmecelerde, "bunlar onun olamaz, herhalde yıkayınca çekti" dedirtecek kadar küçük çoraplar buluyorsunuz. Bebeğiniz bu ay içinde yardımsız oturuyor duruma gelecektir. Oyuncağını elinden alınca size kızabilir. Ayakta dik tutarsanız, yere biraz basabilir. Avucuna bir şeyler alabilir. Bu dönemde, bebeğinizin yeni aşıları yapılacaktır. Başının arkasındaki bıngıldak artık kapanmıştır.
5. ay, bebekten kan alınarak kansızlık için değerlendirmelerin de yapıldığı bir aydır. Çünkü pek çok bebekte, yanlış beslenme nedeniyle demir eksikliği olabilir. Demir eksikliği varsa, D vitaminin yanında demir takviyesi de yapılır. 5 aylık bebeğiniz, tanımadığı kişilerin kucağına gitmeme gibi yadırgama davranışları içine girebilir.



7.AY


Bebeğiniz artık, eline verdiğiniz bisküviyi kendi kendine yiyebilen küçük bir canavar. Uzaklardaki oyuncaklara ulaşmaya çalışır. "Babba", "dedde" gibi kelimeleri söyleyebilir. Bunlar henüz anlamlı değildir. Bazı bebekler bir şeylere tutunarak ayakta durabilir. El çırpıp, el sallayabilir.



8.AY
Bebeğinizin kanepenin kenarına tutunup ayağa kalktığını görürseniz şaşırmayın. Bu ayda, bebeğinizi ayakta tutarsanız ayakları üzerine ağırlık verebilir. Ancak unutmayın ki bütün bebekler farklıdır. Bebeğiniz tutunarak ayağa kalkmıyorsa paniğe kapılmanıza gerek yok. 8 aylık bir bebek, oyuncaklarını bir elinden diğerine geçirebilir. Oyuncağını avcunun içine alabilir. Ce-e oyunu oynayabilir.




9.AY
Eğer çok tombul bir bebek değilse, artık yürümeye yönelik hareketleri iyice artmıştır. Oturur durumdan ayağa kalkabilir. Yüzüstü pozisyondan oturur duruma gelebilir. Birine veya bir şeye tutunarak ayakta durabilir. Bazı bebekler, sıralama dediğimiz, koltuğun kenarına tutunarak yürüme işini başarabilir. Farkında olmadan "anne", "baba" diyebilir. 9. ay, ülkemizde kızamık aşısının yapıldığı aydır. Bu aşı 15. ayda tekrarlanır. Bebeğin gelişimi takip edilir.



10.AY
Bebeğin ayakta durabilme özelliği iyice artmıştır. Elinden oyuncağını almaya çalıştığınızda karşı çıkar. "Anne" ya da "baba" kelimelerini bilinçli olarak söyleyebilir. Küçük nesneleri parmakları ile yakalayabilir. Bu ince hareketler, sağlıklı gelişiminin bir göstergesidir. "At", "ver", "al" gibi basit emirleri anlayabilir ve bunlara uyabilir. İsteklerini belli edebilir.



11.AY
Artık küçük yaramaz "hayır" kelimesini anlamaktadır, ama her zaman annesini dinlemeyebilir. Küçük nesneleri tutabilir. El sallayabilir. Eşyalara tutunarak yürüyebilir. Tutunmadan kısa süre ayakta durabilir. "Anne" ve "baba" dışında kelimeler söyleyebilir. Bazı bebekler bu ayda yürüyebilir.




12.AY
Çoğu bebek bu ayın sonunda yürüyebilir. Ancak bu yürüme genellikle çok başarılı değildir. Siz ona top attığınızda, o da size geri atabilir. Bu ayda verem aşısının kontrolü yapılır. Eğer tutmadıysa, aşı tekrarlanır. Daha önce kan değerlerini görmek için değerlendirme yapılmadıysa, bu ay yapılır.
Yemekleri sağlıklı beslenme kurallarına uygun pişiriyorsanız ve bebek artık sizinle sofrada oturabiliyorsa, sizin yediğiniz yemeklerden yiyebilir. Bu ay, ufaklığın ilk doğum günü heyecanının yaşandığı aydır. Bu güzel günü ölümsüzleştirmek için, fotoğraf makinesi, film gibi hazırlıkları şimdiden yapın.

Bebeğim Neden Ağlıyor

Bebeğim Neden Ağlıyor
Bebekler hiçbir neden olmadan boşu boşuna ağlamaz. Mutsuz olduklarında ya da bir şey gerçekten canlarını sıktığında size haber vermek ve yardımınızı almak için ağlar.
Bebekler ağlamaya başladı mı anne - babalar ne yapacaklarını şaşırır. Hele de o, ilk bebekleri ise daha çok panikler. Uzman Psikolog Sinem Olcay “Bebeğim neden ağlıyor” sorusunun yanıtını veriyor.

Yeni doğan bebeklerin çok ağlamasının bir sebebi var mıdır?
Bebekler sıkıntı veren her durumda teselli bulmak için yardım aramaya programlanmıştır. Bebeğinizin ağlaması, beyni henüz yeterince gelişmediği için tek başına başa çıkamadığı yoğun duygular ve korku veren bedensel hisler için yardım istemesi anlamına gelir. Bebekler hiçbir neden olmadan boşu boşuna ağlamaz. Mutsuz olduklarında, bir şey gerçekten canlarını sıktığında size haber vermek ve sizin yardımınızı almak için ağlar.
Tüm bebekler arasında doğduğunda en olgunlaşmamış durumda olan insan yavrusudur. Aslında bebeklerin gebelik süresini anne karnının dışında tamamladığını söyleyebiliriz. Freud’un insan yavrusu için “dünyaya tamamlanmamış olarak gelir” demesi doğrudur. Yeni doğmuş bir bebeği dışarıdaki bir cenin gibi düşünebiliriz. İşte bu nedenle yani doğduklarında yeterince olgunlaşmış olmadıkları için bebekler çok hassastır.

Bebeklerin ağlamasına en çok ne sebep olur?
Bebekler hem fiziksel hem de duygusal pek çok nedenden ötürü ağlayabilir. Bir bebek, yorgun ya da aç olduğu ya da başka bir dış etken yüzünden fazla uyarıldığı için ağlayabilir.

Annelerin ağlamanın ne anlama geldiğini anlama şansı var mıdır?
İlk başlarda ağlamanın ne anlama geldiğini çözmek zor olabilir ama zamanla ağlamaları çok daha doğru bir şekilde okumayı öğreneceksiniz. Örneğin; zamanla açlık ağlamasını yorgunluk ağlamasından ayırt etmeye başlayacaksınız. Bazen ise ağlamanın nedenini kesinlikle bilemeyeceksiniz. Ama bunun bir önemi yok. Önemli olan bebeğin paniğini ve acısını ciddiye almanız ve sakinleşmesi için ona yardımcı olmanızdır.

Bebekler en çok ne zaman ağlar?
Ağlama, bebek 3-6 haftalık olduğunda en yüksek seviyededir. Bebek, 12-16 haftalık olduğunda ise azalır. Bunun nedeni bu dönemde bebeklerin hareket kabiliyetinin yükselmesi, bir şeyleri tutup onlarla oyun oynayabilmeleri dolayısıyla artık daha az sıkılma ve engellenme yaşıyor olmasıdır. Daha büyük bebekler ve 3-4 yaşına kadar çocuklar, açlık, soğuk, yorgunluk, hastalık gibi sebepler yüzünden ağlamaya devam eder. Bunun yanında, ağlamaya neden olan yeni hisler eklenmiştir.
Ebeveynden ayrılma korkusunun yarattığı panik yüzünden ağlayabilir. Büyüdükçe hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları şeyler; onları korkutan ya da huzursuz eden şeyler netleşir ve her biri bir ağlama nedeni olabilir. Konuşamayan bir çocuk için ağlama genelde “hayır” anlamına gelir. “Hayır bir başkasının kucağına gitmek istemiyorum”, “Hayır bu tulumu giydirmenden hoşlanmıyorum” gibi.

Bebek ağladığında ne yapmak gerekir?
Bebeklere her ağladığında müdahale etmek, sakinleşmeleri için yardımcı olmak gerekir. Ağlamasına uzun süre cevap verilmeyen bebekler aşırı duyarlı bir stres algılama sistemi geliştirebilirler.
Bebeğinizin kendi kendine sakinleşmesini beklemenizin hem beyin hem beden gelişimi bakımından olumsuz etkileri olabilir. Bir bebek, ağlamayla kaybettiği kontrolünü kendisi sağlayamaz, bunu sadece siz yapabilirsiniz. O nedenle bebeklerin her ağlamasına tutarlı şekilde cevap vermek gerekir.
Araştırma ve gözlemler göstermekte ki ağlamalarına cevap verilen bebekler ilerleyen zamanda daha az ağlayan, daha mutlu ve daha kolay sakinleştirilebilen çocuklar oluyor.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Saç Bakımı ve Kellik

Bir günde 100 saç teline kadar dökülme normal kabul edilir. Dökülen bir saç telinin yerine yenisi 6 - 10 haftada çıkar. Her bir saç kökünden insan ömrü boyunca 20 kez yeni saç çıkabilir.

Sağlıklı Saçlar İçin:
- Günlük olarak pahalı olmayan bir Vitamin alın.
- Saçınızı fazla taramayın. Sadece gerektiğinde şekil vermek için tarayın.
- Kaliteli bir tarak ya da fırça kullanın. Keskin metal ya da plastik uçlar saçlarınızın uçlarının kırılmasına neden olur.
- Kaliteli saç ürünleri kullanın. Çoğu alışveriş merkezlerinde satılan şampuan ve saç ürünleri aslında birçok kötü kimyasal maddeyi içlerinde bulunduruyor. Mesela 'ammonium laurel sulfate' , ya da silikon içeren ürünler saçınızı kurutarak daha kolay kırılmasına neden olabiliyor. İçlerinde birçok koruyucu madde bulunduğunu iddia eden bu ürünler saçınız için aslında en büyük tehlikeyi oluşturuyor.
- Saçınızı sıkı bantlarla toplamayın. Bırakın rahat kalsın. Bu tür toplama şekilleri de kırılmalara neden oluyor.

Sıcak yağ tedavisi
Kurumuş ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı tedavisidir. Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin. Sıcak suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa tekrarlayarak, başın yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı yıkayarak, iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok yararlıdır.

Hintyağı tedavisi
Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.

Zeytinyağı ve bal tedavisi
Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derisinize ovarak ve tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.

Protein tedavisi
Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz.


Kakao yağı tedavisi
Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.

13 Aralık 2008 Cumartesi

şişmanlık

Şişmanlığa Neden Olan Risk Faktörleri
-Fiziksel aktivite
-Beslenme alışkanlıkları
-Yaş
-Cinsiyet (Kadın)
-Irksal faktörler
-Eğitim düzeyi
-Evlilik
-Doğum sayısı
-Sigarayı bırakma
-Alkol
-Psikolojik bozukluklar
-Metabolik ve hormonal bozukluklar

Şişmanlığa Neden Olabilen Hatalı Davranışlardan Bazıları
-Hızlı yemek,
-büyük lokmalar almak,
-az çiğnemek
-Öğün atlamak,
-öğün aralarında sürekli bir şeyler atıştırmak,
-Sıkıntılı veya stresli durumlarda aşırı yemek,
-Ziyaret ve davetlere sık sık katılmak ve bütün ikramları kabul etmek
-Akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar sürekli yemek,
-Su içmemek veya az içmek,
-Özellikle çalışan kişilerde, akşam eve geldikten sonra yemek zamanına kadar atıştırmak ve -sonra tekrar yemek yemek.


Şişmanlığın tedavisinde kullanılan yöntemler :
Diyet Fiziksel aktivitenin artırılması
Davranış değişikliği
İlaç
Cerrahi yöntemlerdir. Bu yöntemlerden, özellikle ilk üçü; düşük enerjili diyet, fiziksel aktivitenin artırılması ve davranış değişikliğinin sağlanması birlikte uygulandığında, hem ağırlık kaybını sağlamada hem de kaybedilen ağırlığın korunmasında büyük başarı sağlanmaktadır.

Diyete başlarken ve belirli aralıklarla vücut ağırlığının ve kan basıncının ölçümü yapılmalı, kan ürik asit, trigliserit, kolesterol, glikoz, T3 ve T4 gibi hormon düzeyleri saptanmalıdır.

Bireyin günlük kalori alımı, harcadığından daha az düzeyde olmalı , zayıflama diyeti haftada 0.5-1 kg ağırlık kaybına neden olacak şekilde düzenlenmelidir. Kalıcı bir zayıflama sağlayabilmek ve yağ kitlesinin daha çok kaybedilmesi için yavaş zayıflama önerilmektedir.

Şişmanlıkta Diyet Tedavisinin Amaçları Nelerdir?
Şişmanlık tedavisinde kullanılacak diyet örnekleri ile ilgili bir çok yayın, magazin, kadın dergileri, televizyon programları, kitaplar mevcuttur. Bu tür yayınlar günümüzde geniş bir izleyici kitlesine sahiptir. Diyet tedavisinde bilimsel ilkelere uyulması sağlıklı bir zayıflamanın sağlanmasında en güvenli yoldur. Enerji kısıtlı dengelenmiş bir diyet tedavisinin ana ilkeleri şunlardır :

Vücut ağırlığını olması gereken düzeye indirilmesi ve bu düzeyin korunması sağlanmalıdır.
Beden kitle indeksinin 18.5-24.9 kg/m2 arasında olmasını sağlayan vücut ağırlığı değerleri bireyin normal kilolu olduğunu gösterir.
Normal kiloya ulaşıldıktan sonra bunun korunması önemlidir. Bireyin gereksinim duyduğu temel besin ögeleri yeterli ve dengeli olarak sağlanmalıdır. Tek bir besinle yapılan veya belirli birkaç besinin kullanıldığı, çok düşük enerjili diyetler sakıncalıdır. Zayıflama diyetinde enerji kısıtlanır ancak bireyin gereksinimi olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral ve sıvının sağlanması gerekir. Zayıflama diyeti bireyin alışkanlıklarına, yaşam biçimine, inançlarına, sosyo-ekonomik koşullarına uygun olmalıdır. Diyet tedavisi ile uzun sürede hastaya yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazandırılmalıdır. Diyette yeterli posa sağlanmalıdır. Posa açlık hissini geciktirir, yemek yeme süresini uzatır, mide boşalma hızını geciktirir, barsak hareketlerini artırır ve böylece ağırlık kaybına neden olur. Öğün sayısını düzenlemelidir. Öğün sayısı belirli aralıklarla ve düzende, 6-8 öğün gibi olmalıdır. Böylece aşırı yemek yeme, acıkma hissi, atıştırmalar önlenir. Diyetten gelen enerjinin dengesi sağlanmalıdır. Günlük kalori alımı harcadığından daha az düzeyde olmalı , enerji kısıtlaması haftada 0.5-1 kg ağırlık kaybına neden olacak şekilde düzenlenmelidir. Şişmanlığa yol açan yiyeceklerin neler olduğu belirtilerek tüketilmesi yasaklanmalıdır.

Zayıflama Diyetlerinde Egzersizin Önemi
Genel olarak sağlıklı yaşam için egzersizin önemi tartışılmaz. Birçok şişman kimseye göre; egzersizin anlamı jimnastik salonları, yüzme havuzları, koşu alanları veya benzer yerlerde yapılan hareketlerdir. Oysa günlük yaşamda bazı alışkanlıklar da egzersiz yerine geçebilir. Örneğin kısa mesafelerde taşıt kullanmamak, asansöre binmemek, hızlı tempoyla yürümek, ev işlerini kendi kendine yapmaya çalışmak gibi.
Ciddi şişmanlık olgularında nefes problemleri, eklemlerle ilgili sorunlar ve denge güçlükleri söz konusudur. Buna bağlı olarak seçilecek aktivite düzeyi bireyin kapasitesine uygun olmalı ve yavaş yavaş artırılmalıdır. Kilo kaybı başladıktan sonra egzersiz programları süresi ve güçlüğü kademeli olarak artırılmalıdır.

Zayıflama Diyetini Uygularken Uyulması Gereken Öneriler

Alışverişte
Alışverişi tok karnına yapmak, yenmemesi veya az yenmesi gereken besinleri satın almamak. Alışverişe liste hazırlayıp çıkmak. Yanına yapılan listeye yetecek kadar para almak. Yenmeye hazır besinleri almamak. Satın alırken aynı gruptaki besinlerin enerjisi düşük olanını seçmek (örn: yağlı peynir yerine yağsız peynir almak gibi). Yenmemesi gereken besinlerin olduğu reyonlara uğramamak .

Evde ve İşte
Boş zamanlarda yiyecek atıştırmak yerine egzersiz yapmak. Ev veya iş yerinde egzersiz için belirli bir alan ayırmak. Sabah kalkınca, her öğün öncesi, sırası ve sonrasında 1 bardak ılık su içmek. Önerilen yiyecekleri planlanan zamanlarda yemek (5-6 öğün şeklinde). Öğün atlamamak. Başkalarının ikramlarını kabul etmemek ve bunu kabalık olarak nitelendirmemek. Çevredeki insanlara yemek için ısrar etmeleri yerine, yememek için teşvik etmelerinin daha iyi olacağını anlatmak . Düzenli dışkılama alışkanlığı edinmek (her gün sabah kalkınca). Her hafta, sabah aç karnına, aynı kıyafetlerle ve aynı terazide tartılmak ve ağırlığı kaydetmek.

Yemek Hazırlarken ve Yemek Yerken
Göz önünde yiyecek bulundurmamak. Mutfağa fazla zaman ayırmamak. Şişmanlamaya neden olan besinleri evde bulundurmamak, uygun besinleri buzdolabının ön tarafında bulundurmak. Yemek için en küçük, yağsız salata için büyük tabak kullanmak. Servis yapılan kepçenin küçük boy olmasına dikkat etmek. Yemeğin servis kabını masaya koymamak. Yemek biter bitmez masadan kalkmak. Tabakta yemek bırakmaktan çekinmemek, hatta tabakta bir miktar yemek bırakmayı alışkanlık haline getirmek ve kalanı ara öğünde yemek. Mümkün olduğunca iyi çiğnemek ve yavaş yiyerek lokmaların tadına varmak. Lokmalar arasında çatalı kaşığı elinden bırakmak. Yemek yerken başka aktiviteler (TV seyretmek, okumak gibi) yapmamak. Akşam yemeğinden sonra (saat 20.00-21.00’den sonra) bir şey yememek (şekersiz çay, ıhlamur vb. içilebilir). Doyulmazsa tekrar alma şansı olduğunu düşünerek tabağa mümkün olduğu kadar az yemek koymak, bir miktar yedikten sonra bir süre bekleyip tokluk hissinin geldiğini görmek. Yemek pişirirken düşük enerjili yemekler pişirmeye gayret etmek (etli yemeklere yağ koymamak, yemeklerdeki yağ miktarını azaltmak, kızartma yerine haşlama, ızgara veya fırında pişirmek vb.). Yemek yemeye yönlendiren riskli durumları tespit etmek ve bu durumlardan uzak kalmaya çalışmak. Zengin soslar ve süslemelerden kaçınmak.

Özel Günlerde
Kalorisiz ve düşük kalorili içecekleri tercih etmek. Her koşulda diyet listesine uygun besinleri seçmeye özen göstermek. Çok aç olunduğunda gitmeden önce düşük enerjili besin (salata, meyve, ayran, çorba gibi) yemek. Kendini besin tekliflerini reddetmeye hazırlamak, aksilikler karşısında cesareti kırmamak. Eğer fazla yenirse sonraki öğünü sadece salata ve biraz peynirle geçiştirmek.
TÜM BU ÖNERİLERİN BAŞINDA UNUTULMAMASI GEREKEN İSE ;
KİLO VERME KONUSUNDA

-KENDİNE GÜVENMEK,
-SABIRLI OLMAK,
-SIKINTILARI YİYEREK GİDERMEK YERİNE BAŞKA FAALİYETLERDE BULUNMAKTIR (KİTAP OKUMAK GİBİ).

Uyku ve Trafik Kazaları

Trafik; yol, araç ve insan üçlüsünden oluşmakta, bunlardan herhangi birinde oluşan bozukluk trafik kazalarına neden olmaktadır. Trafik kazaları tüm ülkelerde önemli bir sorundur. ABD’de kazaların, 4. ölüm nedeni olduğu ve motorlu araç kazalarının %51 ile en çok ölüme neden olan kaza türü olduğu bildirilmiştir. Ülkemizde farklı bölgelerde yapılan araştırmalarda adli olayların büyük bölümünü trafik kazalarının oluşturduğu görülmektedir. İstatistiklere göre 1998 yılında ülkemizde 440.149 trafik kazası olmuş, 4.935 kişi ölürken 114.552 kişi yaralanmıştır. Bu sayı olay yerinde ölenleri içermekte, kazadan sonra hastaneye kaldırılıp orada yaşamını yitirenleri içermemektedir. Oysa DSÖ kazadan bir ay sonraya kadar ölümleri trafik kazası ölümü olarak kabul etmektedir. Bu nedenle yılda büyük olasılıkla 10 bin kişin ülkemizde trafik kazası kurbanı olduğu söylenebilir.
Trafik kazalarında aşırı hız, alkol alımı, tehlikeli araç kullanmanın yanında uykusuzluk da önemli bir nedendir.
ABD Ulusal Otoyol Trafik Güvenliği Yönetimi yıllık tüm kazaların yaklaşık %1,5'inde temel nedenin uykusuzluk ve yorgunlukla ilişkili olduğunu tahmin etmektedir. İngiltere, Norveç ve İsviçre'de yapılan farklı çalışmalarda %1-16 arasında değişen oranlar bildirilmiştir.

Uyku ilişkili kazalar kazalar açısından en çok risk altında olan sürücüler;

a) Uykusu bozulmuş ya da yorgun sürücüler
-Mola vermeksizin uzun süre araç kullananlar,
-Gece, öğleden sonra ve normalde uyuduğu saatlerde araç kullananlar,
-Uyku yapan ilaçlar ya da alkol alanlar,
-Tek başına araç kullananlar,
-Uzun, kırsal, sıkıcı yollarda araç kullananlar,
-Sık yolculuk edenler,

İngiltere'de yapılan araştırmada uyku ilişkili kazaların saat 02.00, 06.00 ve 16.00 dolaylarında 3 pik yaptığı saptanmıştır .

b) Genç sürücüler
Uyku ilişkili kazaların geç kalma eğiliminde olan, az uyuyan ve gece araba kullanan gençlerde yaygın olduğu saptanmıştır. Kuzey Carolina'da bu tür kazaların %55'inin 25 yaş ya da daha genç kişilerce yapıldığı, sürücülerin %78'nin erkek olduğu görüldü. İngiltere ve Norveç'te yapılan çalışmalar da benzerdi.

c) Vardiyalı çalışan sürücüler
ABD'de 25 milyon insan vardiyalı olarak çalışmaktadır. Bu alışılmadık programlarla çalışanların %20-30'unun yorgunluk ilişkili araba kazası geçirdiği saptanmıştır. Özellikle gece vardiyasından eve dönüş tehlikeli olmaktadır.

d)Ticari araç sürücüleri
Özellikle kamyon sürücüleri yorgunluğa bağlı kazalara eğilimlidir. Kamyon sürücülerinde uyku apnesi olarak adlandırılan uyku ve solunum bozukluğu yüksek oranda görülebilir. Tüm ağır kamyon kazalarının en az %30-40'ında sürücünün yorgunluğunun, katkıda bulunan etmenlerden biri olduğu ileri sürülmektedir.

e)Tanı konulmamış uyku bozuklukları olan sürücüler
Uyku bozukluklarının kazaları arttıran bir risk etmeni olduğu bildirilmiştir. Kronik insomnia (uykusuzluk), uyku apnesi ve narkolepsi gibi aşırı gündüz uyuklamasına neden olan bozukluklar olasılıkla 30 milyon ABD yurttaşında görülmektedir. Uyku bozukluğu olan pek çok kişi tanısız ve tedavisiz kalmaktadır. Örneğin; uyku apnesi orta yaşlı erkeklerin %4'ünde, aynı yaş grubundaki kadınların %2'sinde bulunmaktadır. Bu bozukluk kaza riskini 3-7 kat arttırmaktadır.

İngiltere'de yapılan araştırmada uyku ilişkili kazaların şu kriterlerle saptandığı belirtilmiştir:


-Sürücünün alkolmetre ve kan alkol düzeyinin yasal limitin altında olması,
-Aracın yoldan çıkmamış ya da başka bir aracın arkasına çarpmamış olması,
-Fren izlerine rastlanmaması,
-Araçta mekanik bir sorun olmaması,
-İyi hava koşulları ve görüşün açık olması,
-Hız ve öndeki araca çok yakın kullanmak gibi nedenlerin eliminasyonu,
-Olay yerine gelen polis memurlarının temel neden olarak uyuklamaktan kuşkulanması,
-Kazadan hemen birkaç saniye önce sürücünün çıkış noktasını ya da çarptığı aracı açıkça görmesi.

McCartt ve arkadaşlarının 593 uzun yol kamyon şöförüyle yüzyüze yaptıkları görüşmelerde, sürücülerin oldukça büyük bir kısmının direksiyonda uyuduklarını saptamışlardır. Sürücülerin %47,1'i daha önce, %25,4'ü ise son bir yıl içinde direksiyonda uyuduklarını söylemişlerdir.
ABD'de uyku nedenli kazaların, yıllık 23.318 ölüm ve 1.907.072- 2.474.430 sakatlığa yol açan yaralanma ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bunun giderinin ise 43.15-56.02 milyar dolar olduğu sanılmaktadır.

Uyku ilişkili kazaları engellemede etkili olabilecek önlemler:

1) Yolculuk öncesi öneriler
Sürücü iyi bir gece uykusu uyumalıdır. Bireysel farklılık göstermekle birlikte, ortalama 8 saatlik bir gece uykusu gereklidir.
Uzun yolculuklar bir arkadaşla birlikte yapılabilir. Yolcular yorgunluk belirtilerini fark ederek ya da aracı sıra ile kullanarak yardımcı olabilirler.
Her 100 mil (yaklaşık 160 km) ya da iki saatte bir düzenli molalar verilebilir.
Alkol ve performansı azaltan ilaçlar kullanılmamalıdır. Alkol ve yorgunluk birbirlerinin etkilerini arttırır.
Sık olarak gündüz uyuklaması, gece uyumakta zorluk ya da her gece yüksek sesle horlama gibi yakınmalar varsa uyku bozuklukları açısından bir doktora danışılmalıdır.

2) Uykulu sürücüler için öneriler
-Yorgunluğun uyaran işaretlerine dikkat edilmelidir.
-Araba kullandığı son birkaç kilometreyi anımsamıyorsa,
-Yolda sağa-sola sapıyor ya da yolda ya da yol kenarında bulunan, sürücüyü hız ve yol sınırı açısından uyaran bariyerlere çarpıyorsa,
-Dalıyor ya da dikkatini toplayamıyorsa,
-Sık sık esniyorsa,
-Gözlerini açık tutmakta zorlanıyorsa,
-Önünüzdeki arabaya çok yakın kullanıyor ya da trafik işaretlerini kaçırıyorsa,
-Başını tutmakta zorlanıyorsa,
-Aracı ani duruş ve kalkışlarla sarsa sarsa kullanıyorsa uyuma tehlikesinin olduğunu bilmelisiniz.
-Yalnızca radyoyu açmakla yetinmeyin, pencereyi de açın ve onu uyanık tutmak için diğer "numaraları" deneyin.
-Mola vermek için güvenli bir yer bulun
-Trafikten uzak, güvenli bir alana gidin ve kısa bir süre (15-45 dakika) uyumasını sağlayın.
-Eğer gerekiyorsa kısa süreli uyanıklık için kahve başka kafeinli içecekler alın (kafeinin kan dolaşımına geçmesi yaklaşık 30 dakika alır).

3). Yol değişiklikleri Anayollardaki hız kesici ve yol kenarını belirleyen bariyerler sürücüyü yoldan çıktığı an uyarabilir. Tekerlekler bu bariyerlere çarptığında oluşan sarsıntı ve gürültü anayollardaki, aracın yoldan çıkmasına bağlı kazaları önlemede oldukça etkili olabilir. Kazalardaki kesin azalma bilinmemekle birlikte çalışmalar %15-70 oranında azalma bildirmektedir. Sürücü bu bariyerlere çarptığında yorgun olabileceğini düşünerek dinlenmelidir.